10 Aralık 2008 Çarşamba
5 Aralık 2008 Cuma
ELVADA RUMELİ DEDİK; BİRGÜN " MERHABA RUMELİ BİZ GELDİK" DİYECEĞİZ
Atalarımız o topraklarda emanet bıraktık; birgün emanetimizi almak için geri dönece
ceğiz:))
BİLİYORUM BİZİ GÖRÜYRSUN ATAM
Dünyanın dört bir yanından tüm güçlerini toplayarak, AnadoluTopraklarına gelen emperyal güçlere yenilgiye uğratan lider n sinsice yaklaşan düşmanını vatan derdine düştüğü için görememişti.1937 yılında Hastalığın ilk belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Ama o hastalığı ile değil, Misak-ı milli sınırları içinde olan Hatay’a sahip olma derdindeydi. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana’ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında birlikleri teftiş edip, onlara tatbikat yaptırdı. Ve bu süreçte son derece yorgun düştü. Milli dava uğruna sağlığını hiçe saydı. 26 Mayıs’ta Ankara’ya döndüğünde, tedavi için İstanbul’a gitti. Ve doktorlar onun yeni düşmanının adını söyledi: “Siroz”. Ama o, yakalandığı siroz hastalığına üzülmek yerine 4 Temmuz 1938 ‘de yürürlüğe giren, Hatay Anlaşmasına sevinmeyi tercih etti. Yorgun vücudu, Hatay’ın onuru ile ayakta durdu; Ama Hissettiği gurur, hastalığının ilerlemesine engel olamadı. Kurtuluş savaşında ortak ruh ve beden olmayı, ataları sayesinde öğrenen Türk ulusu aynı ortak ruh ve beden ile onun iyileşmesi için dua etmeye başladı. Ulusun duaları onun iyileştirmeye yetmedi, Ama o hala ulusunun geleceğini düşünüyordu. Sahip olduğu servetinin büyük bir çoğunluğunu, onların geleceğine yani Türk Tarih kurumu ve Türk Dil Kurumuna bıraktı. Ekim ayının ortalarına doğru Mustafa Kemal iyileşir gibi oldu. Fakat en kıymet verdiği çocuğunun on beşinci yaş gününe katılamadı. Cumhuriyet, on beşinci doğum gününü onsuz kutladı. O, cumhuriyete bir doğum günü mesajı gönderdi: “Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu! Türk vatanının, Türk camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı görevli olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inanç ve itimadımız vardır.” 1938 yılında TBMM’nin açılışında da bulunamadı, fakat hasta yatağında Türk ulusuna ve Türk vatanına hizmet etmeye devam etti. Onun direktifleriyle, Türk gençliğinin kültür de olduğu gibi sporda da
İdealine ulaşabilmesi için Beden Terbiyesi Kanunu uygulamaya koydu. 8 Kasım’da hastalığı tekrar şiddetlendi. Ve doktorlar 10 Kasım günü saat 09.05’de Türk ulusuna “Başımız sağolsun, atamızı kaybettik açıklamasını yaptı.” Üç gün üç gece Türk ulusu insan eli olup, ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ile bağlılığı gözyaşlarıyla haykırdı. O mavi gözlü sarışın dev, yıkıntılardan yarattığı ülkesine hüzünlü ama bir o kadar da onurlu bir tebessümle veda etti. Türk rüyasını gerçeğe dönüştüren ve Türk mucizesini yaratan bir düşüncenin mimarı oldu. Ve giderken, “Benim naçiz vücudum elbet birgün toprak olacaktır Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Öyle de oldu. Türkiye Cumhuriyeti, Onun ruhunu hala en derinden hissediyor ve geleceğe güvenle bakıyor……
HER GEÇEN GÜN
RUHUN ŞAD OLSUN ATAM, 13 MİLYON NÜFUS BUGÜN 70 MİLYON OLDU. TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET VAR OLCAKTIR.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
